Kategori arşivi: Coğrafya

Güneş Sistemindeki Gezegenler ve Uyduları

Güneş sistemi, güneşin çekim kuvvetinin etkisiyle; gezegenler, gezegenlerin uyduları, kuyruklu yıldızlar ve meteorların yine güneş etrafında birikmesiyle oluşan gök cisimleri topluluğudur. Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili olarak bir çok teori vardır. Ancak en çok bilinen ve doğruluk payı en yüksek olan teori 1796 ‘da matematikçi Simon Laplace tarafından bağımsız olarak ortaya atılan Kant-Laplace (Nebula) teorisidir. Bu teoride güneş sisteminin 4,6 milyar yıl önce dev bir moleküler bulutunun çökmesiyle oluştuğu ileri sürülmektedir.

Güneş sisteminde bulunan gezegenler ve diğer gök cisimleri çekim kuvvetinin etkisiyle güneşe Güneş Sistemindeki Gezegenler ve Uyduları yazısına devam et

Evrenin Sınırları Var Mıdır?

Evren geçmişten günümüze insanoğlunun en çok merak ettiği ve araştırdığı konulardan biridir. Peki evren nedir? Evren ya da diğer adıyla kainat, uzayda bulunan tüm madde ve enerjiyi içeren bütünün adıdır. Fizikçiler ve pozitif bilimciler, tanımlarını şöyle yapmışlardır. Fizik açısından evren, sonsuz boşluktur. Pozitif bilimciler açısından ise; evren, gök cisimlerini yer eden uzaydaki her şeyin toplam boşluğudur.

Evren hakkında bilmediğimiz belki de milyonlarca bilgiden habersiziz .  Evrenin sınırlarını hâlâ bilinmemekle beraber milyarlarca yaşında olan evrenin, ne zaman sonu geleceği de merak konusu olmuştur. Evren’in doğuşu hakkında birçok teori atılmıştır. Bunlardan en önemlileri şöyle;

ev

1-        Big Bang (Büyük patlama) Teorisi: Günümüz de en çok kabul edilen teoridir. Yaklaşık 13.7 milyar yıl önce gaz ve toz bulutu olan evrenin büyük patlama sonucu meydana gelmesiyle oluşmuştur.

2-        Yaratılış Teorisi: Tek Tanrılı dinlere göre evren, Tanrı’nın ‘’ol’’ demesiyle oluşmuştur.

3-        Meraverse Teorisi: Birçok evrenin olduğunu düşünülmektedir. Hatta milyonlarca evrenin içerisin de en iyisi yaşadığımız evrendir.

4-        Evrensel Tasarım: Evren’in oluşmasın da bir varlık ya da topluluk tarafından oluşmuş ve simülasyondan ibaret olduğunu açıklayan teoridir.

Evren ile ilgili birçok soru yöneltilmiş ve bu sorulara yüzyıllar boyunca yanıt aranmaktadır. Bunlardan bazıları; evren nasıl meydana gelmiştir, büyük patlama; evrenin merkezi mi, başlangıcı mıdır, uzayda hayat var mı, evren soğuyor mu, ısınıyor mu, evrenin durması sonu mudur, Büyük patlama evrenin merkezi mi, başlangıcı mıdır.

3494_galaksiler_01

Evrenin sadece %6’sı keşfedildiğini  düşünürsek, bu sorular gelecek nesiller tarafından cevaplanması beklenmektedir. İnsanoğlunun keşfedebildiği evrende 400 milyardan fazla galaksi bulunması ve aynı evrende 10.1088 yıldız bulunması tahmin edilmektedir. Evren kütlesinin %4’ü insanları, yıldızları ve gezegenleri oluşturmaktadır.

İnsanoğlu, bu kütlenin sadece yarısı görebildi. Evren de ‘’ karanlık madde’’ sadece %23’ünü kapsamaktadır. Evrenin %73’ü ise esrarengiz şekilde karanlık enerjiden oluşturmaktadır.  Evren öyle dizayn edilmiştir ki bir yıldızın kendi yörüngesinden çıkması büyük sorunlar yaratacaktır.

Dünya evrende yokluğu fark edilemeyecek kadar küçük bir yer kaplamaktadır. Dünyamız milyonlarca galaksinin içerisinde samanyolu galaksisinde bulunmaktadır.  Bir galaksiden diğer bir galaksiye gitmeyi düşünürsek bu mesafeyi  57km yılda tamamlamış olacaktık.

Evrenin bu denli büyük olması başka yaşam alanı var mı sorusu akıllara getirmektedir. Evrenin genişlemesi milyarlarca yıldan beri devam etmektedir. Genişlemenin ne zamana kadar süreceği ise merak konusudur.

Antik Mısır’ın Gizemi

Antik Mısır (Khemet, Egypt), Antik Çağ‘daki en büyük medeniyetlerdendir. Kuzeydoğu Afrika‘da Nil Nehri‘nin denize ulaştığı yarısı çevresinde yayılmış antik bir uygarlıktır. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır toprakları içinde yer almaktadır. MÖ 3.050 yılları civarında kuruluşundan önce, “Aşağı Mısır” (Nil Deltası ve güneyi, şimdiki Kuzey Mısır) ve “Yukarı Mısır” (Tebkenti merkez olmak üzere günümüz Güney Mısır’ı) olarak ikiye ayrılmaktaydı. Uygarlık, MÖ 3.150 [1] dolaylarında ilk firavunun yönetimi altında Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır’ı politik olarak birleştirdi. Bu politik birlik, izleyen 3 bin yıl boyunca sürdü.[2]

Antik Mısır tarihinde, arada Orta Krallık olarak adlandırılan görece istikrarsız dönemlerin yaşandığı bir dizi istikrarlı krallık dönemi yer almaktadır. Antik Mısır, Yeni Krallık döneminde en gelişkin düzeyine ulaştı. Ardından, ağır seyreden bir gerileme dönemine girdi. Mısır, son dönemlerine doğru dış güçler karşısında art arda yenilgilere uğradı ve MÖ 31 yılında, erken Roma İmparatorluğu tarafından istila edilerek firavunların egemenliğine son verildi, Roma’nın bir eyaleti haline getirildi.[3]

Antik Mısır uygarlığının başarısı, kısmen Nil Vadisi’nin koşullarına uyum sağlamakta gösterdiği beceriden gelmektedir.Taşkınların öngörülmesi ve verimli vadinin kontrollü sulanması, toplumsal ve kültürel gelişmeyi besleyen ürün fazlasının üretilmesini sağlamıştır. Ürün fazlasının kullanılmasıyla siyasi otorite, Nil vadisi ve civarındaki çöl arazisindeki madenleri işletmek, özgün bir yazı sistemini erken evrelerde geliştirmek, karmaşık inşaat ve tarım projelerini hayata geçirmek, dış dünya ile ticareti geliştirmek ve yabancı istilacıları uzak tutmaya ve Mısır üstünlüğünü kabul ettirmeye yönelik bir askeri yapılanışı sağlamak için gerekli kaynakları sağlamıştır. Bu yöndeki faaliyetleri harekete geçiren ve planlayıp örgütleyen, seçkin yazmanlardan oluşan bir bürokrasi, dini liderler, bir firavunun denetimi altındaki yöneticiler topluluğuydu. Bu unsurlar, aynı hedeflere yönlendirildi ve bölgede yerleşik insanları, ayrıntılı düzenlenmiş bir dini inançlar sistemi çerçevesinde bir araya getirdi.[4][5]

Antik Mısır’ın birçok başarısı, bu uygarlık içinde ortaya çıkan çeşitli gelişmelere, uygulamalara dayanmaktadır, taş ocaklarının işletilmesi, anıtsal piramit ve tapınakların, dikilitaşların yapımına olanak sağlayan ölçümleme ve inşaat teknikleri, pratik ve etkili bir tıp bilgisi, sulama ve tarım teknikleri, bilinen ilk geminin yapımı[6], Mısır fayans ve cam tekniği, yeni yazın biçimleri ve bilinen en eski barış antlaşması gibi.[7] Sonuçta Mısır, kalıcı bir miras bıraktı, sanat ve mimarisi yaygın olarak örnek alındı ve eski yapıtları dünyanın uzak köşelerine kadar taşındı. Anıtsal kalıntıları, yüzyıllar boyunca gezginlerin ve yazarların ilham kaynağı oldu. Erken Modern Dönem’deki kazılar, Mısır Uygarlığı’nın yapıtlarına karşı ilgi uyanmasına, giderek bu yönde bilimsel araştırmalara yol açtığı gibi dünya ve Mısır için bıraktığı kültürel mirasa karşı daha büyük bir takdir oluştu.[8]

Antik Mısır; Augustus Caesar‘in liderliğindeki Roma İmparatorluğu tarafından MÖ 30 yılında ele geçirilmiştir. MS 7. yüzyıldaAraplar burada egemen olmuş; 1250 yılında Memlüklü; 1517 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmıştır. 1882yılında da Mısır; Birleşik Krallık‘ın kolonisi olmuştur.